|
Hepimiz kardeşiz amaaaa...
Sevgili okurlar, malumunuz üzerinde yaşadığımız topraklarda "Türk ve Müslüman" vatandaşlar olarak ve de inançlarımız doğrultusunda hepimiz kardeşiz. Dolayısı ile iyi günde ve kötü günde, varlıkta ve yoklukta, el-ele, gönül gönüle olmamız ve var olan her şeyimizi özellikle zor günlerde paylaşmamız gerekir. Buraya kadar kitap üzerinde ve prensipte her şey tamam gibi gözüküyor. Olması gereken de bu zaten.
Şimdi gelelim madalyonun diğer yüzüne. En yakınımız evlatlarımız hatta kardeşimiz bile, zor zamanlarımızda kapsama alanımız dışında kalıyorsa mutlaka yanlış ya da eksik bir şeyler var demektir. Peki, bu eksiklik ya da yanlışlığın kaynağını algılayabilecek iradeye kaçımız sahibiz acaba?
Ya da olaya diğer yanından bakalım bir de objektif olarak. Bizzat kendimiz, yakınımız ya da dostumuz veya en azından komşumuz olan birileri hayatın sınırından uçuruma doğru sürüklenirken ne yaptık acaba içimizden gelerek ve isteyerek? Ayrıca felsefi görüşümüzün doğrultusunda çevremizdekileri "sosyal" ya da "anti sosyal" , sosyalist veya "anti sosyalist" diye değil de, bir beyin ve yüreğe sahip Tanrı'nın beğenerek yarattığı değerli varlıklar olarak düşündük mü genel olarak?
Sağ ya da Sol görüşe sahip olmanın, dindar ya da liberal olmanın insanların kendi tercihleri olduğunu, bunu saygıyla karşılamamız gerektiğini ne kadar kabul ettik?
Tutun ki biz doğru olanı yaptık hep hayatımız boyunca, o zaman gene aynı şeyler yaşanıyorsa o zaman yanlış nerde dersiniz?
Şahsen ben olayı çözdüm kendi payıma. Her şey yolunda gibi gözüken zamanlarda, aslında yaşantımızın "boş zaman" tabir ettiğimiz bölümlerinde, bir gün başımıza kötü bir şeylerin gelebileceğini düşünerek, çevremizdeki insanları kaç kez arayıp sorduk? Ya da onlar bizi "boş zamanlarında" kaç kez arayıp sordular? Bunun muhasebesini acaba hangimiz yaptık dara düşmeden evvel?
Bence birçoğumuz yapmadık. Kötü olasılıkları ve hayatın nahoş sürprizlerini hiç hesaba katmadan yaşayıp gittik. Ne güzel ve candan dostlara sahip olduğumuzu düşünerek kendimizi kandırdık. Bunu anladığımız anda ise boş yere hayıflanıp durduk. Netice olarak da aslında yaşamımızın başından sonuna kadar ruh ikizimizin olmadığını, "Dostluk" denilen kavramın bile, aslında cebimizdeki miktara bağlı bir kavram olduğunu anladığımızda ise doğal olarak ta hayal kırıklıkları ve pişmanlıklar benliğimizde kapanması zor derin yaralar açtı.
Şimdi yapmamız gereken şey, ayırmadığımız zamanları ayırarak aslında kim olduğumuzu ve kimin "dostu" olduğumuzu düşünmenin zamanı. Henüz ömür sermayemizi tüketmeden, henüz az da olsa hayat gülümseyebilecek kadar cesaretimiz varken.
Hepimiz bu ülkenin evlatlarıyız, hepimiz kardeşiz ammaaa, Aramızdaki "tamamen duygusal ve politik" engelleri kaldırabildiğimiz ölçüde... Hayatınızda "Dost" larınızın ve "Gülümseme nedenlerinizin" hiç eksik olmaması dileğimle...
Murat Nail Güney
|